11 Aralık 2011 Pazar

en kötü cuma . :(

O kadar güzel başlamıştım dimi haftaya..
Cuma günü, ilk ders fen kağıtlarına baktık. O kadar kolaydı ki sınav! Gerçi yine bekliyordum, olabilir diyordum notum için.. Ama daha yüksek olmasını içten içe umut etmiyor da değildim. Sonuç olarak kötü geldi, ortalamamı düşürecek :\
Ardından 2. ders Türkçe sınavı olduk. Gece 1'e 2'ye kadar ödev yaptığım için çalışamadım sınava (evet, evet son akşam çalışanlardanım) ve şu son konuyu hiç anlamadım. Sınavda da en çok son konudan soru vardı, birde kafiye falans sormuş.. İğrençti yani.
3'le 4 matematikti. Öğretmen geç geldiği için sürem yetmedi; deneme sınavı yaptılar bizi. Matematikten tam 7 boşum var. Çözüyorum çözüyorum sonuç çıkmıyor. Deliriyordum, az kalmıştı.
Psikolojim bozuldu :(
Peki öyleyse.

5 Aralık 2011 Pazartesi

en güzel pazartesi ! :)

Bugün hiç gülmediğim kadar güldüm, pozitif bir başlangıç yaptım haftaya. Moralim yerinde. Çoo..k mutluyum, gereksiz bir insanı attım hayatımdan. Harika bir gündü. Bugün yeni bir başlangıç, yenilenme gibi bir nevi. Yüzümde çiçekler açıyor, diyeyim siz anlayın. Olur olmaz her şeye gülmüşte olabilirim. Ama içten güldüm, neşeli neşeli güldüm. :) Klasik, somurtarak geçen pazartesilerin aksine, bu enerji doluydu. Bir kere anlık geldiler bana, oda BilekBeri'yi arıyordum okulun içinde, bütün katlara bakınca ister istemez gördüm birisini, öfkeyle kavruldu içim, sinirden gözlerim yaşardı. Karanlık çekip aldı sanki tüm umutlarımı, mutluluğumu, ışığımı; Atuan Mezarları'nda Atha'ya olduğu gibi. Bir 5 dakikalığına umutsuz düşünceler esir aldı aklımı. Toparlanamadım. Ama sonra ne olduğunun farkına vardım, öfke içimi kemiriyordu, hele nefret! İzin veremezdim buna, Ged haklıydı, geçen akşam uyumayıp kitabı bitirdim zaten. Direk aklıma geldi. Kafamı salladım, aman bee diyip BilekBeri'yi aramayı bıraktım. Sınıfa döndüm. Sonra zaten Adaş'la karşılaştık, gülüştük. Özgürlük ya! Yaşasın! Neydi o öyle, "Yok şununla konuşma," falan. İstediğimle konuşurum lan. Böyle düşüncelerle başladığım haftaya işte canlarım, dün zaten yüzük aldım iki tane, biri kedili diğeri tavus kuşlu. Çok hoşuma gittiler, acayip ucuzlardı kaçmaz deyip aldım. Böyle takı almayı seviyorum, normalde yüzük sevmem gerçi kolye küpe falan alırım ama yüzüklerde iyiymiş be aslındaa. Eheh. Ay, anladınız işte siz beni mutluyum, özgürüm, istediğim gibi gülüyorum! En güzelide bu! Ve haftanın duygusal çöküşte olduğum gününe güneş doğdu, içim aydınlandı bugün. Herkesle konuşuyorum nerdeyse. Bugün ilk kez sınıfı bırak, bu okula ait hissetmeye başladım kendimi. Bu okul benim, yılın sonunda buradaki insanlardan, öğretmenlerimden, okuldan nasıl ayrılacağım inanın hiçbir fikrim yok. Aynı zamanda o okulun ilk günü ağlayan kızda yok. Artık buradaki güzelliklerin farkındayım, kötü sandıklarımda iyilermiş aslında bunu farkettim. Kendi kendimi dolduruşa getirmişim eskilere olan özlemim yüzünden. Farkına vardım ki eskileri özlemle anmalıyım kendimce, yenilere nefret duymama sebep olmamalı eskiler. Bir pazartesi günü, bu kadar mutlu olabileceğimi kim bilebilirdi ki? 2,5 aydır geçirdim en hoş gündü sanırım okuluMda. Ben var gülümsemek.
Eğer böyle olabilecekse hep, yaşasın pazartesi!
Sevgilerimle,
Küllerinden Doğan Kız. x

çok güldüüm

İlk tenefüs, Kaçık bizim sınıfa geldi. Ders dindi. Aldı birinin kitabını, bir şeyler yapıyor. Gittim yanına, kaş-bıyık çiziyor kitaptaki fotoğraflara. Ama cidden komik yaptı, güldüm, baktı oda güldü. Böyle başladı her şey!
Sonra derste Satıcı çok ofsayt bir kelime sarf etti. Hatırlayamıyorum şuan, onada en az iki saat gülmüşüzdür.
3. ve 4. ders beden. Giyinirken ayrı bir şamata oldu zaten, kızlar üç kişi bir kabine girdiler. Gülüşüyorlar falan ne oluyor çözemedik. :D Derste hoca koşturdu. Bir kız var hmmps ne olsa adı? Yeşilimsi olsun. Yeşilimsi tam önümde boy sırasında (aslında uzunum ama ilk böyle sıra yaptık kaldı :P ), koşarkende önümdeydi işte. BilekBeri, Yeşilimsi'nin saçını örmüştü. Yeşilimsi koşarken gülmeye başladı, "Ay bu sallanıyo of, eheh sinir oldum lan" diye söyleniyo bir yandan. Onun haline gülerken birde koşmaya çabaladım ayrı bir felaket. Konumuz bu hafta derste atlamalar, bayrak yarışı falanmış. Bayrak yarışında ben bayrağı Akıllı'ya vermem lazımdı. O kadar koştum (bir yandan gülüyorum yine) çubuğu verdim, ama incecik bir şey zaten tutamadı fırladı falan, ama sonra karşı takımdaki salak bayrak yerine kullandığımız çubuğu bizim takımdakine verince yine biz kazandık hohohoyt. Üç adım atlama! Yok böyle bir şey yaa.
Hoca hepimize tek tek yaptırdı, yapamayanla yapabilenleri ayırdı. Yapamayanlara tekrar özel olarak gösterdi. Sonra onlar tekrar sıraya girdiler, Yeşilimsi'de yapamamıştı. Denediler yine, o kadar komik manzaralar ortaya çıktı ki, biz -Sessiz olsun o kızın adıda- Sessiz'le gülmekten nefessiz kaldık. Sessiz oturdu dizlerinin üstüne, gülerken bir dizlerini dövüyor bir yeri. Bende Sessiz'e mi güleyim yoksa -Yapamayanlardan bir kız adı Kokarca olsun- Kokarca'ya Satıcı'ya yada Yeşilimsi'ye mi güleyim şaşırdım. Oturdum bende gülerken, bir ara yerlere yatarak güldüm cidden. :D
Öğlen yemekhanede sıradayken -Psycho'nun arkadaşı var, adı Kolye olsun- baktılar Psycho'yla Kolye, sıra uzun; oturdular merdivenlere. Bir ara kayboldular, sonra geri gelip araya bir yere kaynadılar. Arkasına geçtikleri çocuk laf yaptı bunlara, Kolye'de uğraştı bununla. Bir ara açtılar çantasını karıştırdılar, çocuk farkedince döndü "Napıyosun olm sen?" tarzı tiriplere girdi. E bide bizden küçük, Kolye buna daha da sinirlendi. Sonra bi hoca geldi, o çocuk benim arkamdaydı galiba, her neyse öne geçirdi çocuğu hoca. Ben susar mıyım hiç, "Hocam nereye ya, niye öne onu-?" dedim, hoca "Problem yaratıyo ondan" deyince tamam dedim, e haklı kadın. Psycho bunu gördü, döndü Kolye'ye "O çocuk şimdi öne geçti" dedi. Kolye'de tuttu çantasından çekti çocuğu. Çocuk el kol yapınca Kolye geçirdi bikaç tokat, bir yandan da "El kol yapma banaa" diyor.. Psycho "Kolye olm sakin yaa" diyor ama nasıl gülüyoruz biz Psycho'yla görmeliydiniz o tokatları sizde gülerdiniz. Çocuk ağlamaya başladı, hoca geldi azarladı bunları falan. Eheh. Neyse.
Türkçe dersinde Akıllı'yla oturmak zorunda kaldım. Nasıl yapıyor bilmiyorum ama bütün öfkemi ortaya çıkartıyor. Deli ediyor beni, kafasını duvarda parçalamamak için zor tutuyorum kendimi ya. Of.
Tenefüste pano düzenledik, yerel gazeteye çıkmışız, gazete yazılarını ve öğretmenin çektiği fotoğrafları panoya astık. Adaş, Serseri, Ayı, (Kaçık'ın kardeşi -adı Başkan olsun) Başkan, (Yeşilimsi'den tokat yiyen çocuk, adı Merba olsun) Merba, (Yeşilimsi'nin eskisi -adı Yanks olsun) Yanks, Psycho hepicii geldiler. Ayı benden intikam peşinde, saçımı çekip kaçtı hep. Serseri, Adaş ve Merba'nın olduğu fotoğrafa çok güldük komikti. :D Ufo-Gören-Masum-Köylü-Bakışı atmışlar sanki. Adaş'la Merba çıkışta, "Pikaçu iyi akşamlar" falan dediler. Çıkışta Adaş ve Merba'yla konuştuk biraz. Sonra muhabbet değişti, "hadi iyi akşamlar muhabbetin gerisi beni aşıyor" dedim gülüp, sıvıştım. Adaş "Aynen aynenn" diyip güldü.
-Çok mal yazdım ama gülmek başıma vurdu sanki. Öpüldünüz x

4 Aralık 2011 Pazar

yetti !

Kavga ettik Gezenti'yle.  Hala hafiften hissettiğim bir şeyler var belki ama bir daha asla! Son kezmiş, unutmayaymışım. Son merak etme dedim bende. Ayrılan benim bu sefer. Tepemi attırdı. Salak salak konuştu bana. Bende çekemedim. Hiçbir şeyin değilim bundan sonra dedim. Facebook'ta yine engelledi. Alışkanlık yaptı artık :D Okulda kolay olmıycak belki ama yeter artık uğraşamam onun maçoluğuyla siniriyle. Sıktı artık. Bir şeyi abartıyoda abartıyo yani. O eski sevgilisini (ki o kızla uzun bir süre çıktılar, herkes "Gezenti onu cidden çok seviyodu" falan der hala sorsanız, eski okulumda baya konuluşuluyolardı) yolda durdurmalar, evinin oralara gitmeler (ki kızın evi ebesinin biyerlerinde baya uzak onların evine üşenmemiş gitmiş bana tirip atıyodu ben gelemem falan hep diye, ama onların ev bizim eve onun yürüme hızıyla diyim, 3 dakikalık kızınki en az 1 saat-45 dakikalık yürüme mesafesi var), dışarı çağırmalar(kız çıkmamış) falan. Ben söyleyine kıvırdı ama arada boynuzu yedim gibi. Eh, neyse bu Gezenti meseleside kapanmıştır artııık.
x

2 Aralık 2011 Cuma

belki bir daha asla.

İlk iki ders fendi. Sıvıların basıncıyla ilgili deney yaparken bir çocuk var -Kurbağa olsun adı-, hocaya yakın bir yerde oturuyordu. Fenci su dolu balonu onun üstüne attı. Zaten atmadan öncede balon deldiğinden çevredekiler sudan nasiplerini aldılar. Çok komikti fen, eğlendik baya fencide genelin aksine pek bir neşeliydi. Sonraki  iki ders matematikti, şu öpüp geçen matematik sınavından 93 aldım. Sayısalcı'yla önceden bir kızla dalga geçmiştik 97 alınca Türkçe'den baya bir sevinç gösterisi yaptı diye. Bende o yüzden "93! 93! 93!" diye bağırdım, çaktım falan pek bi haşır neşir olduk.
Öğlen yemekhaneye indim, artık Psycho'da okulda yiyiyor şaşırdım. Her neyse, 5. dersin sonuna doğru MY1 geldi. "2.05te spor salonuna indirin öğrencileri, maç var" dedi. Öğretmende test dağıtmıştı onları çözüyoduk. Bitince aldık çantaları indik aşağı. Yukarı oturalım dedik. Bi' çıktık tribüne, baktım ki Gezenti orda! Gittim onun bi altındaki yere oturdum. Saçlarımı kokladıı. Şaşkın'ın solunda BilekBeri onun solunda da ben vardım. BilekBeri, döndü bana arkasını, boyuna Şaşkın'la konuşuyo. Anında unuttu yani. Çok yapıyor bunu. Sonra bir grup mal geldiler, eski okuldan tanıdığım ikizler, şişe dibi gözlüklü 1010'un arkadaşı olan bir mal ve bi' arkadaşımın eski sevgilisi ordaydı. O şişe dibi gözlüklü dediğim çocuk kokuyo falan bide iğrenç :| onu görünce aklıma 1010 geldi, onun takıldığı ortamlar aşırı uzaktı bana. Dolayısıyla hiç karşılaşmıyoruz. Zaten taşınıcaz falan diyodu, ama kim taşınıcaz dediyse hep kaldığından kalırlar diyordum. Bir flashback oldum. Geçen yıl eski okul falan, hani ölmeden önce hayatın bir şerit gibi gözlerinin önünden geçer diyorlar ya :D aynı öyle oldum. Her şeyi en baştan yaşadım sanki. 1010'a karşı hafif bir şefkat hissettim, çok problemliydi. Sonra nefret etmeye son gaz devam. Onlar oturacak diye bizi yerimizden kaldırdılar, bizde iki sıra yukarıya oturduk. Bir ara kalktılar bende Gezenti'nin arkasına denk gelen yere geçmeye çabaladım, tam geçtim; Gezenti İngilizceciyle Kaçık'ın yanına gitti. Şaşkın yanımdaydı, donuk donuk bakınca sordu n'oldu diye. Söyledim bende, ben gelince gitti diye. Sonra Şaşkın gitti konuştu falan, Gezenti geldi azcık uğraştı benimle. Ve ardından aynen geri gitti. 
böyle bir arkadaşlık aradığıım.
İnmeye çalıştık, okul bitmişti artık salmaları lazımdı bizi. Ama şak şakçı lazımmış kaymakam gelicekmiş diye tuttular bizi! Lanet olasıcalar. Gerçi iyi oldu, 20 dakika daha burdasınız diyince bizde gittik ikimiz oturduk boş olan bi yere Şaşkın'la. Konuştuk uzun uzun. "Kaçık bana küstü," dedi. Anlattı. "Herkes ayrı bir tersliyor zaten," dedi "hep iyi niyetimden oluyor böyle." gözleri dolmuştu. Elini tuttum, desteğe ihtiyacı vardı. Oda anlattı.. "Ben iyi niyetli davranıyorum, kolay güveniyorum insanlara." dedi, çok içtendi. Yakın hissedebildiğim bir Şaşkın var böyle, bende ona söyledim "Gezenti olmasa aslında bende okuldaki konuşabileceğim herkesle elimden geldiğince konuşmaya çalışırım. Herkesle bir muhabbetim, bir yaşanmışlığım olsun diye. Öyle 'yok bu çirkin ben onunla arkadaş olmam' tarzı muhabbetlerede girmem. Bir şey olduğunda -şuan ki gibi- herkesin yanında olmaya çalışırım. Seni çok uzun süredir tanımıyorum, ama elimden geldiğince her zaman yanında olmaya çalışacağım bilmeni istiyorum. Hep yanındayım," dedim. Gülümsedi falan. Ben bir ara onlara gidicem onun bana anlatacağı şeyler varmış, benimde ona anlatacaklarım çok.. "Uzun süredir kimseyle konuşmamıştım böyle," dedim ve teşekkür ettim ardından. Şaşkın yakın olmak istediğim nadir insanlardan biri şu okulda. Sonra öğrendik, İngilizceci konu anlatıcakmış okul çıkışı dersleri kaynamış hep o gösteriyle, bu maçla falan. Konularda sınavda çıkacağından anlatıcam dedi, bende Şaşkın'a dedim "Kalalım mı laaaan" onunla elimden geldiğince vakit geçirmeye çalışıyorum. Herkesle öyle. Sonuçta bu son yılımız. Böyle olduktan sonra kimisi memlekete gidiyor, kimisi yatılı okumaya. Belki bir daha asla görüşemeyeceğiz. Unutulacak bu yaşananlar, kaybolup gidecek anılarımız arasında. Ben kimseyi unutmayacağım! Hiç niyetim yok. Çünkü burada ben ne yaşıyorsam o insanlarla paylaşıyorum. Birde benim ilk ve son yılım olunca, telafi etmem gereken bir süreç var ne de olsa (: .. Kaçık'ta ısrar etti "Hadi Şaşkın kaaal" falan dedi. Şaşkın'ı ikna ettik ama arayınca ulaşamadık annesine, açmadı telefonu. "Babanı arasana" dedim "Ne babası yea" dedi. Kaçık durdu durdu, "Ailede hani şu cinsiyeti erkek olan birey" dedi gülüştük falan.
 Şaşkın ulaşamayınca kalmak istemedi haberleri yok diye. Sonra bende annemi aradım ama bende ona ulaşamadım. Fakat ben İngilizceci ve Kaçık varken kaçıramazdım böyle bir şeyi. İkiside çok eğlenceliler. İngilizceci bize çok şey katıyor, Kaçık'ta çok komik; hani belki onun Şaşkın'la olduğu gibi olamayız ama olduğu kadar iyi olmak istiyorum. Bunun içinde vakit geçirmek lazım sonuçta. İşte o yüzden ben kaldım. Eğlendikte. Baya güzeldi ders. Ayrıca konuştuğumuz şeyler hakkında da düşündüm. Çıkışta öğretmen bizi eve bırakmayı teklif etti, uzak çünkü pek yakın değil yinede. Millet çıktı, öğretmen masasını toplarken dağıttıkları tişörtlerden birini aldı Kaçık, nasıl yaptıysa tuttu caaaart diye böldü tişörtü. "Ehehe, bez yapıyorum hocam size" dedi. Biraz saçaklı yamuk bir parça kalmıştı. (2 parçasını aldı hoca) Kaçık geçirdi kolunu, o kısmına. Saçak dediğim ip gibi bölündü tişört bende aldım o kısımlarını güle güle garip bi şekilde doladım, ipleri omzunda birleştirdim "Kurdele yapıyım mıııı sanaaa" dedim şirinlik taslayaraktan. Oda "Yap tamam yap" dedi güldü. Sırada bir tane toka vardı koparmışlardı falan. Görmüştüm Kaçık oynuyordu onunla ama yinede sordum elimde tokayla uğraşırken kimin diye, "Benim," dedi. Sonra merdivenlerden inerken "Al," diyerek uzattım ama "Sende kalsın." dedi.
Sonracımaa. Satıcı, ben, 2 kız, Kaçık ve kardeşiyle birlikte İngilizcecinin arabaya doluştuk. -Hiç güzel olmadı 7 kişi- Kızlardan biriyle Kaçık atışıp durdular. Satıcıyı marketin oraya attık dersaneye gideceği için, o 2 kızı bıraktık. Kaçık'la kardeşi önde kucak kucağa gibiydiler. O atıştığı kız "Kaçıkla kardeşi hiç bu kadar yakın olmamışlardı" dedi güldük hepimiz buna tabii. :D İngilizceci şarkı açtı arabada, eğlendim ya. Bu geçirilen her an değerli ve güzeldi. Mutluyum, çünkü Şaşkın'la artık eskisinden çok daha yakınız. Kaçık ve Adaş'la muhabbetim az da olsa var. (+bir kaç kişile daha bugün yeni yeni konuşmaya başladım) Her şey yoluna giriyor! Ama Gezenti'yle kötü. Çıkıyoruz, ama mesafe çok aramızda şimdi. Çıkarken özletiyor öyle yani. Ama seviyorum da. Eski sevgilisine bişeyler demiş, ama bu başka yazının konusu olsun. Bu kışın çiçek açan bir yazı! Mutlu, ilkbahar gibi yağmurlu ve alabildiğine güneş var ardında! Yalnızlığın ve sıkıntının bittiği bir yazı. Öpüldünüz x

1 Aralık 2011 Perşembe

bu bir yılbaşı yazısıdır.


kaynak
 Okulda, dersanede başladı bile "Çekiliş yapacak mıyız hocam?" soruları.
 IT'S JUST CHRISTMAS. EVERY YEAR WE'RE CELEBRATING IT. SO TELL ME, WHAT'S THE POINT?
Hediye almaktan nefret ediyorum, bu yüzden söylüyorum bunu. Yakın olduğum insanlara alıyorum zaten, bir de çekilişe katılıp hiç tanımadığım insanlara "Acaba beğenir mi?" "Kaç beden giyiyor acaba?" gibilerinden strese girerek para harcamak birde çok salakça geliyor. Eğer gönlünden geliyorsa alsın, bende alayım. Olmaz ki böyle. Buradan anlaşılacağı üzere bu yıl hiç bulaşmıycam okulda çekilişe. Zaten her yıl bir şey oluyor, ismimin çıktığı kişi hediye getirmiyor falan. Öyle şanslı bir insanım. Herkes hediyesiyleyken ben mal gibi kalıyorum. FOREVER ALONE. Neyse. Nicki'ye alırım heralde hediye, birde eski okuldaki eski arkadaşıma, -Gözlüklü olsun adı-. Evet evet, Gözlüklü'me bir hediye almalıyım kesin! Güzel birde not yazarım. Ohh miss. Özledim onuda zaten. Her neyse. İçim kıpır kıpır beyler bayanlar, yılbaşında evi süslemeyi çok seviyorum. Sonra uzun süre asılı kalıyorlar gerçi, toplamaya üşeniyor herkes. O kadar çok süs kullanıyoruz ki! Annemin sarmaşıklarını bile süslüyoruz artık gerisini siz düşünün. O havayı çok seviyorum. Salak pop şarkılarını bağıra bağıra söylemeyi dans etmeyi seviyorum. Geçen yıl böyle söylemiştik Murat Dalkılıç - Merhaba Merhaba şarkısını. :) (bu arada bir matematik sınavı daha öptü geçti bugün..) Her neyse canlar, öpüldünüz x

wtf ?

Biliyorum, her seferinde çok dandik şeyler geliyor. Ama yinede arkadaşlarla konuşup gidiyoruz eğlenceli olur diye. Konuşacak malzeme veriyo çünkü. Konuştuk birkaç arkadaş. "Tamam gidiyoruz" falan dediler. Ben müdür yardımcısına gittim, bilet almaya. Şaşkın, BilekBeri falan topluca gidicez. Şaşkın'la birlikte gitmiştik müdür yardımcısının yanına. Tam girerken odasına Adaş'ı gördüm. "Sizin sınıftan giden var mı?" dedim. "Beeen" dedi uzata uzata.
Sonra hocaya sordum "Ben biletleri falan teslim ettim, paraları falan" dedi, diğer müdür yardımcısına vermişmiş. "Sen bulursun hocanı Pikaçu, Şaşkın sen bi çık. Pikaçu'yla konuşucam." dedi, Şaşkın "Oha n'aptın?" der gibi baktı çıktı sonra. Müdür yardımcısı -MY1 olsun adı- MY1, her zamanki gibi saçıma başladı konuşmaya. "Okuldasın, öğrenci gibi görün." dedi. "Yönetmelikteki maddede 'Saçlar toplu' diyor. Uyarmadığım seni görmediğim anlamına gelmez. Ben seni görüyorum bir şey demiyorum, Pikaçu anlıyor gördüğümü diyorum. Sen, Satıcı bu konuda en çok sorun çıkartanlarsınız. Daha var ama en çok siz yapıyorsunuz bunu. Yazılı uyarıda bulunmakta istemiyorum. Dışarda aç, istediğini yap ama burda kurallara uymak zorundasın. Belli kurallar var!" dedi, "Anladım, peki hocam" dedim. "İyi çıkabilirsin" falan yaptı. Sonra gidip MY2'yi aradım, bilet aldım falan.
1.30daydı gösteri. Öğlenin sonuna doğru baktım, salonun önünde toplaşmışlar. Şaşkın, ben ve 2 kız daha girdik içeri oturduk falan. Bizim olduğumuz yerde iki kişilik boş yer kalmıştı. Kaçık'la Adaş'ta oraya oturdular. (Soldan Sağa doğru) Ben, Şaşkın, Kaçık, Adaş oturduk. Biletleri kapıda toplamayınca içerde bir garip oldu olay, Adaş "Bileetleri topluyomuşuuuuz!" dedi bizim biletleri aldı falan, gülümsedi garip garip.
 Aramızda (Adaş'la) ^^ buna benzer bir iletişim vardı bütün gün. Kaçık'ın arkasından bana bakıyor böyle uzun uzun. Derdini ne acep .D Şaşkın'ın omzuna koydu başını Kaçık, öyle durdular falan. Bende 3 yıldır burda olsaydım keşke. O zaman böyle arkadaşlarım olabilirdi. Gerçi o değişir, eski okulumda olsaydım şimdi 3. yılım olucaktı, böyle bir ortam bizim dönemin arasında yoktu hiç. Olmadı o salaklarla da olamazdı. Ama iki üst dönem öyle bir kardeşlik, arkadaşlık bağı vardıki aralarında imreniyodu insan. Onlar daha çok olaylıydılar, her gün bir kavga, bir saç baş girme meselesi falan oluyordu ama yinede birbirlerine karşı sadıklardı arkadaş olarak. Kardeş dediği kızla ilgili salak salak şeyler düşünüyosalar bile bunları kendilerine saklıyorlardı, eğer biriyle öyle bi bağları yoksada dümdüz gidiyorlardı -orası ayrı. :D O samimiyet o sıcaklık o ortam olsaydı, yakalayabilseydim burda keşke. O zaman lanet okumazdım bu kadar geldiğim için. Neyse!
 
Eğlendik. Gösteriyi yapan adama bol bol küfrettik. Sahneye kişi çağırdığında Kaçık el kaldırdı. "Kaçık, kendine gel nasıl gidiceksin sahneye?" Garipsedi, "Yürüyereeeek" dedi. Güldüm "Merdivenleri görmedin mi lan?" deyince, kalktı baktı "Ohaa" yaptı. Adam bize kızdı, "Konuşmayın diyorum, ordan cevap veriyolar hala duyuyorum" dedi. Kaçık elini nabıyon olm? dercesine elini salladı sahneye doğru "Tamam tamam be" dedi. Sonra konuşmaya devam ettik tabi, susturamazlar bizii! Ehihe. Gösteri bitti, adam çıktı. Tenefüs zili çaldı, ders zili çaldı. Salon hala boşalamadı. Merdivende oturanlar akın ettiler kapıya zaten. Biz kalktık ilerliyoduk, baktık çıkamıycaz, Şaşkın geri oturdu "Ben o kapıdan şuanda çıkmam, çıkılmazki zaten" falan dedi. Bende geri oturdum bunun üstüne, Kaçık'ta oturdu. Adaş, "Of beee, siz kalın burda çıkıcam ben nihahah" yaptı, Şaşkın ittirdi geri otursun diye onu. Benim önüme gelince bende ittirdim falan gülüştük, uğraştı benimle biraz. Sonra azcık ilerledi ittirdiler "N'apıyosunuz laan?!" dedi. Kaçık güldü buna, ama bana birazcıkta olsa "Napıyosun sen? Senin sevgilin yok mu?" diye baktı, ya da daha çok "Anladım ben ne döndüğünü" der gibiydi.. Neyse, Adaş paşa paşa bu sefer benim yanıma oturmak zorunda kaldı. Bende güldüm, hani çıkıyodun lan der gibilerinden baktım buna falan. Çözemedim aradaki gerilimi.  WTF.?