Sayısalcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sayısalcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2011 Cuma

belki bir daha asla.

İlk iki ders fendi. Sıvıların basıncıyla ilgili deney yaparken bir çocuk var -Kurbağa olsun adı-, hocaya yakın bir yerde oturuyordu. Fenci su dolu balonu onun üstüne attı. Zaten atmadan öncede balon deldiğinden çevredekiler sudan nasiplerini aldılar. Çok komikti fen, eğlendik baya fencide genelin aksine pek bir neşeliydi. Sonraki  iki ders matematikti, şu öpüp geçen matematik sınavından 93 aldım. Sayısalcı'yla önceden bir kızla dalga geçmiştik 97 alınca Türkçe'den baya bir sevinç gösterisi yaptı diye. Bende o yüzden "93! 93! 93!" diye bağırdım, çaktım falan pek bi haşır neşir olduk.
Öğlen yemekhaneye indim, artık Psycho'da okulda yiyiyor şaşırdım. Her neyse, 5. dersin sonuna doğru MY1 geldi. "2.05te spor salonuna indirin öğrencileri, maç var" dedi. Öğretmende test dağıtmıştı onları çözüyoduk. Bitince aldık çantaları indik aşağı. Yukarı oturalım dedik. Bi' çıktık tribüne, baktım ki Gezenti orda! Gittim onun bi altındaki yere oturdum. Saçlarımı kokladıı. Şaşkın'ın solunda BilekBeri onun solunda da ben vardım. BilekBeri, döndü bana arkasını, boyuna Şaşkın'la konuşuyo. Anında unuttu yani. Çok yapıyor bunu. Sonra bir grup mal geldiler, eski okuldan tanıdığım ikizler, şişe dibi gözlüklü 1010'un arkadaşı olan bir mal ve bi' arkadaşımın eski sevgilisi ordaydı. O şişe dibi gözlüklü dediğim çocuk kokuyo falan bide iğrenç :| onu görünce aklıma 1010 geldi, onun takıldığı ortamlar aşırı uzaktı bana. Dolayısıyla hiç karşılaşmıyoruz. Zaten taşınıcaz falan diyodu, ama kim taşınıcaz dediyse hep kaldığından kalırlar diyordum. Bir flashback oldum. Geçen yıl eski okul falan, hani ölmeden önce hayatın bir şerit gibi gözlerinin önünden geçer diyorlar ya :D aynı öyle oldum. Her şeyi en baştan yaşadım sanki. 1010'a karşı hafif bir şefkat hissettim, çok problemliydi. Sonra nefret etmeye son gaz devam. Onlar oturacak diye bizi yerimizden kaldırdılar, bizde iki sıra yukarıya oturduk. Bir ara kalktılar bende Gezenti'nin arkasına denk gelen yere geçmeye çabaladım, tam geçtim; Gezenti İngilizceciyle Kaçık'ın yanına gitti. Şaşkın yanımdaydı, donuk donuk bakınca sordu n'oldu diye. Söyledim bende, ben gelince gitti diye. Sonra Şaşkın gitti konuştu falan, Gezenti geldi azcık uğraştı benimle. Ve ardından aynen geri gitti. 
böyle bir arkadaşlık aradığıım.
İnmeye çalıştık, okul bitmişti artık salmaları lazımdı bizi. Ama şak şakçı lazımmış kaymakam gelicekmiş diye tuttular bizi! Lanet olasıcalar. Gerçi iyi oldu, 20 dakika daha burdasınız diyince bizde gittik ikimiz oturduk boş olan bi yere Şaşkın'la. Konuştuk uzun uzun. "Kaçık bana küstü," dedi. Anlattı. "Herkes ayrı bir tersliyor zaten," dedi "hep iyi niyetimden oluyor böyle." gözleri dolmuştu. Elini tuttum, desteğe ihtiyacı vardı. Oda anlattı.. "Ben iyi niyetli davranıyorum, kolay güveniyorum insanlara." dedi, çok içtendi. Yakın hissedebildiğim bir Şaşkın var böyle, bende ona söyledim "Gezenti olmasa aslında bende okuldaki konuşabileceğim herkesle elimden geldiğince konuşmaya çalışırım. Herkesle bir muhabbetim, bir yaşanmışlığım olsun diye. Öyle 'yok bu çirkin ben onunla arkadaş olmam' tarzı muhabbetlerede girmem. Bir şey olduğunda -şuan ki gibi- herkesin yanında olmaya çalışırım. Seni çok uzun süredir tanımıyorum, ama elimden geldiğince her zaman yanında olmaya çalışacağım bilmeni istiyorum. Hep yanındayım," dedim. Gülümsedi falan. Ben bir ara onlara gidicem onun bana anlatacağı şeyler varmış, benimde ona anlatacaklarım çok.. "Uzun süredir kimseyle konuşmamıştım böyle," dedim ve teşekkür ettim ardından. Şaşkın yakın olmak istediğim nadir insanlardan biri şu okulda. Sonra öğrendik, İngilizceci konu anlatıcakmış okul çıkışı dersleri kaynamış hep o gösteriyle, bu maçla falan. Konularda sınavda çıkacağından anlatıcam dedi, bende Şaşkın'a dedim "Kalalım mı laaaan" onunla elimden geldiğince vakit geçirmeye çalışıyorum. Herkesle öyle. Sonuçta bu son yılımız. Böyle olduktan sonra kimisi memlekete gidiyor, kimisi yatılı okumaya. Belki bir daha asla görüşemeyeceğiz. Unutulacak bu yaşananlar, kaybolup gidecek anılarımız arasında. Ben kimseyi unutmayacağım! Hiç niyetim yok. Çünkü burada ben ne yaşıyorsam o insanlarla paylaşıyorum. Birde benim ilk ve son yılım olunca, telafi etmem gereken bir süreç var ne de olsa (: .. Kaçık'ta ısrar etti "Hadi Şaşkın kaaal" falan dedi. Şaşkın'ı ikna ettik ama arayınca ulaşamadık annesine, açmadı telefonu. "Babanı arasana" dedim "Ne babası yea" dedi. Kaçık durdu durdu, "Ailede hani şu cinsiyeti erkek olan birey" dedi gülüştük falan.
 Şaşkın ulaşamayınca kalmak istemedi haberleri yok diye. Sonra bende annemi aradım ama bende ona ulaşamadım. Fakat ben İngilizceci ve Kaçık varken kaçıramazdım böyle bir şeyi. İkiside çok eğlenceliler. İngilizceci bize çok şey katıyor, Kaçık'ta çok komik; hani belki onun Şaşkın'la olduğu gibi olamayız ama olduğu kadar iyi olmak istiyorum. Bunun içinde vakit geçirmek lazım sonuçta. İşte o yüzden ben kaldım. Eğlendikte. Baya güzeldi ders. Ayrıca konuştuğumuz şeyler hakkında da düşündüm. Çıkışta öğretmen bizi eve bırakmayı teklif etti, uzak çünkü pek yakın değil yinede. Millet çıktı, öğretmen masasını toplarken dağıttıkları tişörtlerden birini aldı Kaçık, nasıl yaptıysa tuttu caaaart diye böldü tişörtü. "Ehehe, bez yapıyorum hocam size" dedi. Biraz saçaklı yamuk bir parça kalmıştı. (2 parçasını aldı hoca) Kaçık geçirdi kolunu, o kısmına. Saçak dediğim ip gibi bölündü tişört bende aldım o kısımlarını güle güle garip bi şekilde doladım, ipleri omzunda birleştirdim "Kurdele yapıyım mıııı sanaaa" dedim şirinlik taslayaraktan. Oda "Yap tamam yap" dedi güldü. Sırada bir tane toka vardı koparmışlardı falan. Görmüştüm Kaçık oynuyordu onunla ama yinede sordum elimde tokayla uğraşırken kimin diye, "Benim," dedi. Sonra merdivenlerden inerken "Al," diyerek uzattım ama "Sende kalsın." dedi.
Sonracımaa. Satıcı, ben, 2 kız, Kaçık ve kardeşiyle birlikte İngilizcecinin arabaya doluştuk. -Hiç güzel olmadı 7 kişi- Kızlardan biriyle Kaçık atışıp durdular. Satıcıyı marketin oraya attık dersaneye gideceği için, o 2 kızı bıraktık. Kaçık'la kardeşi önde kucak kucağa gibiydiler. O atıştığı kız "Kaçıkla kardeşi hiç bu kadar yakın olmamışlardı" dedi güldük hepimiz buna tabii. :D İngilizceci şarkı açtı arabada, eğlendim ya. Bu geçirilen her an değerli ve güzeldi. Mutluyum, çünkü Şaşkın'la artık eskisinden çok daha yakınız. Kaçık ve Adaş'la muhabbetim az da olsa var. (+bir kaç kişile daha bugün yeni yeni konuşmaya başladım) Her şey yoluna giriyor! Ama Gezenti'yle kötü. Çıkıyoruz, ama mesafe çok aramızda şimdi. Çıkarken özletiyor öyle yani. Ama seviyorum da. Eski sevgilisine bişeyler demiş, ama bu başka yazının konusu olsun. Bu kışın çiçek açan bir yazı! Mutlu, ilkbahar gibi yağmurlu ve alabildiğine güneş var ardında! Yalnızlığın ve sıkıntının bittiği bir yazı. Öpüldünüz x

10 Kasım 2011 Perşembe

Gün Doğarken Vol.1

Başlık gün doğarken çünkü gece uyuyamadım. Annemler nasılsa o saate uyur falan, sabah kalkıp yazı yazarım dedim. Aklımda da baya bişey vardı. Unuttum ama :(

Azim Böyle Bişey
Tatil boyunca 1 soru bile çözmedim. Gece gece aklıma takıldı, kendi saçımı başımı yolasım geldi -şuan yazarkende gözüm seğiriyor. Ablamda "Oha lan hiç soru çözmedin bütün tatil" bahsettiğide 5 güncükk yani. Of ders çalışmam lazım benim.

Hani Benim Ogion'um
Annem ay önce bana Ursula K. Le Guin'in Yerdeniz Büyücüsü adlı kitabını önerdi. İlk baş pek sarmadı, bende bu yıl okul değiştirdim Ged'de yeni bir okula başlamıştı falan. Yeni-Okul-Başlamak kelimelerinden birini işitsem diğer iki kelime aklıma geliyor ve gözlerim doluyordu. Onun için okuyamamıştım kitabı. Gecede yapacak bişey bulamayınca aldım kitabı. Baya sardı, güzelmiş. İşte kitapta Ogion (Ged'in Usta'sıydı) için bir ara "Ogion'u düşününce, Ged, kendi kendine gülümsedi; Ogion'u ne zaman düşünse içi huzur doluyordu." diye geçti kitapta. Bende düşündüm düşündüm benim için böyle biri var mı diye, yok arkadaş bulamadım. Acilen bir Ogion aranıyor!!! Bana yol gösterecek, onu düşündüğümde içim huzur dolacak birisi.. Ve olacak olursa blogta Ogion diye bahsedeceğim. (:

Eğer Böyle Olursa Hiç Sıkılmam Saklambaçtan
"...uzayan akşamlarda, korularda oynanan, ebenin de saklananların da görünmez olduğu ve sadece seslerin gülerek, birbirine seslenerek, ağaçların arasında, seri ve solgun tılsımışıklarını izleyerek ve atlatarak dolaştığı çılgın saklambaç oyunları." Güzel olmaz mıydı be? Görünmeziz, birbirimizi bulmaya çalışıyoruz.. (çok mu çocuksu oldu?)

Sıcak Ekmek
Ekmek makinesi bozulmadığı sürece (!) muhteşem bişey! Gecenin 3'ünde sıcak ekmeğe yağ ya da çokokrem sürmekse ayrı bir zevk. :D Mis gibi kokusu, sonra sıcaklığının yağı eritmesi, yağın eriyince verdiği tat... Bu kadar söyleyebilirim yani.

Sabah Saat 8.
Uyumuşum sanırım ya ben. 1-2 saat en azından. Kendime gelemedim bir süre. Zaten akşam eteğim ıslaktı, okula gitmemek için bi bahane buldum yaşasın derken etek ütüleyince kurudu. Sabah kalkınca bitirmediğim resim ödevini 10 dakikada bitirince mahfoldu güzelim yazı. (Graffiti yapın demişti, konuysa Atatürk'ün sanatla ilgili sözleri) Kuru suluyla içini boyamıştım, geçen hafta ıslak fırçayla üstünden geçmeye vaktim yetmeyince öyle kaldı. Bende hoca kızmasın bari yarım yamalak yapayım dedim. Ama yapmaz olaydım. O kadar özene bezene çizdiğim, içini boyadığım şey 2 dakikada iğrenç bir hal aldı iyimi! Kafayı yedim resmen. Zaten uyku sersemiyim, azcıkta taşırdım.
Ardından bana bi kal geldi, hatırladım ki ben bütün çoraplarımı yıkanmaya vermiştim dün gece, giycek çorabım yok. Okul pantolonuda iğrenç, erkeklere göre olunca almadım. Kaldım öyle ortada. Annemin yanına gittim. "Ee, anne şeyy" dedim. Anladı kadıncağız "Çıkar baklayı" dedi hemen. Bende "Sen geçen akşam isteyince ben çorapları verdim, onlarda hala makinede." deyince güldü. Ben bulurum sana şimdi dedi, kadın gitmiş yeni çorap almış bir ara direk paketten çıkardım bu sabah. -Ve bir okula gitmeme bahanesi daha yerle bir oldu.
Çantayı mı hazırlayayım, üstüm başım düzgün bi şekile girsin, giyinmeye mi çabalıyım şaşırdım. Normalde ben babamı beklerim (beni bırakıyor) bu sefer ben onu bekleticem diyede ödüm kopuyor, yıllarca unutturmaz çünkü.

İngilizce
Ays. İlk ders duyulmayan konuşma ve şiirlerle kaynadı. Dersin son beş dakikasında anca okul binasından içeri girebildik. İngilizceciyi severim, iyi kadındır. Sırt çantasıyla gelir, kazak-pantolon-bot takılır genelde, makyajıda sade olur abla kardeş ders yaparız. Bu sefer giymiş ceket, kumaş pantolon. Ay yareppim. Bir  kıyafet bu kadar değiştiriyormuş insanı. Neyse. Memlekete, Burdur'a gitmiş. Ceviz ezmesi mi ne getirdi. Bende normalde yeni bişey denerken çok önyargılı olurum ama ne hikmetse aldım bi parça, hoca dilimlere ayırmıştı kutudakini. Denedim ama o nasıl bişey, güzel gibi.. Ezme kısmı iyi güzel, ama ceviz kısmı iğrenç. Cevizde sevmem zaten. Hani sadece ezme olsa o ceviz parçaları olmasa (Madem kaputu açtın, niye aküyü alıyosun?!) çok iyi olurdu. Sınıftakiler yediler yediler, bir süre sonra tadı analiz ettiler, ve yüz ifadeleri yandakine dönüştü. Beğenenler var mı bilmiyorum, ama dediğim gibi yarı iyi yari kötü bi tadı var. Kararsızım :D


Müzik-Resim
O biçim bi binası var ki okulun müzik sınıfının camı İngilizce sınıfının camları birbirini çok güzel görüyor. İngilizce dersindeykende arada piyano dinliyoruz zaten :D Ses geliyor baya. Neyse. Sevgilim, -adı Gezenti olsun. Çok geziyor beyefendi, ne zaman sorsam dışarda- İngilizce dersindeyken biz müzikte oluyoruz, o müzikteyken biz İngilizce'de. Manzara nefis. Müzikçimiz birde sıraları öyle bi düzene sokmuş ki. Tadından yenmez. Sıram tam İngilizce sınıfına bakıyor. Ama bu seferde İngilizceci Gezenti'nin yerini değiştirmiş onu görebilmek için baya çabalamam gerekti. Bende (öğretmen 10 kasım programındaydı) pencere kenarına gittim. Gezenti İngilizce dersliğinden gördü beni, kaş göz yapıyor "Gir içeri" gibilerinden. Tenefüste dışarda gördü, öküz gibi gülüyodum o sırada niye gördüyse sanki :( neyse, yine bi "Gir içeri" tavırları. Bende gülmeye devam edip takmadım. Perdeyi indirdi, bende kızları çekiştirerek içeri yollandım bir güzel.
Öhms. Ben sınıftaki yerim bana bırakıldığı sürece stratejik bi şekilde seçerim. Resim dersliğinde de kalorifer, pencere yanı sıram. Ve o pencere İngilizce sınıfını görüyor. Kaç haftadır bakıyordum pencereden Gezenti dönerde pencereden görür belki diye, sonunda bu hafta gördü. Ehiheh.
Şu resim ödevi var ya! Öğretmene götürdüm, "Hocam," dedim. "Keçeli kalemde aktı, akmaz demiştiniz?" Öğretmen baktı bi elimdekine, yüz ifadesi aynen "La daha güzeldi bu, buna noldu?!" diyordu. Taktım ama takmadım. Tekrar keçeliyle geç üstünden dedi. Hohoho. Benim keçeli kalemim yanımda değildi. Geçen seferde anasıfından beri arkadaşım olan -adı Sayısalcı olsun- Sayısalcı'dan almıştım. (Sayısalcı'yı çok kıskanıyor Gezenti arada belirteyim) Gittim sordum. "Yok Pikaçu, yanımda değil" dedi. Sınıfta öküz gibi "Siyah keçelisi olan var mı?" diye bağırdım ama bir allahın kulu takıpta birşey demedi.


sonra kendi kendime, biride taksın ulan beni diye atar yaptım eheh ergenlik


Teknoloji Tasarım

Niye var böyle bir ders? Varlığı saçma. Çok sıkılıyorum. Geçen yıl 40 ve 45im vardı, o yüzden ortalamam çok düştü. Eski okuldaki öğretmeni sevememiştim zaten. Ama burdaki öğretmen Sayısalcı gibi not dilenen arkadeşçiklere diğer dersleri yüksekse notlarını yükseltmişler. Öğretmende şansıma bu yıl tuttu "Düzgün not vericem artık yok öyle" dedi. Hiç bir zaman şöyle derslerden "Diğer derslerim iyi, çalışkanım ben" havasıyla yırtamadım lanet olsun. Zaten öğretmen tuttu, dalga geçti bizimkilerle "Ohh," dedi "Cehenneme gidin siz, ne güzel böyle sıcacık falan" Sayısalcı'ylı yarıldık direk. Sonra sınıftan biri "Mahşer gününde çıplak olucakmış herkes hocam" dedi. Bende baktım baktım, "Size göre cennet olucak yani" dedim. Daha da bir güldük. Ergenliği atlatsın şu erkekler, beyinleri sağ sağlim olması gereken yere dönsün tek bunu istiyorum 


ne yazık ki..



E, Arabesk Bu!
İngilizceci bize bir şarkı dinletmişti. Enrique Iglesias'ın Somebody's Me şarkısı.. Öğretmenle sınıfta çeviriyoruz şarkıyı.. Sözler garip ya, dedi biri. Sonra Sayısalcı atladı, E, bildiğin Arabesk Bu! dedi. Haklı tabii. "I hate being on my own, and everyone can see that/I really fell, and I'm going through hell./ Thinking about you with somebody else."  Bizde "sınıfçak" Ferdi=Enrique Iglesias olduğuna karar verdik. Ve öğretmen bize;
Sizin;
[O]kuyan,
[D]üşünen,
[U]ygulayan,
[N]eticeleştiren
öğrenciler olmanızı istemiyorum.
dedi. Sonrada "Espriyi diğer sınıflara anlatmayın, daha onlara yapmadım" diye bizi tembihledi. Kusura bakmayın hocam, söylemeseydim ölürdüm.
O ders birde bizim sınav sonuçlarımızı açıkladı. Bana cık cık etti, "Senden 100 beklerdim Pikaçu" dedi. Bir çocuk var bizim sınıfta, "tek hayalim adımı tarihe yazmak" falan dedi baya saçmaladı. İngilizceci 45 almışsın, n'olcak bu böyle falan dedi. Çocukta durdu durdu, "Allaha bırakıyorum ben hocam" dedi. Bütün sınıf anında yarıldı tabi.

Gezenti'nin Bu Kıskanç Hallerini Seviyorum Galiba
Okul çıkışında eve aynı yerden gidiyoruz, ben biraz geç çıktım okuldan oda az ilerden gidiyor, gördüm. Gezenticim durdu, ona yetişeyim diye bekledi. O sırada bir pale, afedersinizde heralde baya kaldırmışlar götünü geldi bana laf attı. Gezenti geldi, birazcık küfretti :D birkaç tane geçirdi çocuklara. "Hadi ilerleyin şimdi," diyip ittirdi ileri doğru bunları. Bunlarda güle güle, kahkahalara boğularaktan gidiyorlar. Köşeyi döndük falan. Çocuklar bu sefer bakıp bakıp gülmeye başladılar. Gezenti, bildiğin tuttu bunların kulaklarından. "Benim manitam lan o size noluyo!" diye atarlara girdi. Mallar hafiften dayak ve bolcana hakaret yedikten sonra, "Özür dileyin lan ablanızdan" dedi canım. Özür dilediler. Bende arkalarından gidiyorum, en az çocuklar kadar gülüyorum. Durumdan en çok canı sıkılan bizim Gezenti tabii. Ben gülüyorum, çocuklar gülüyo o sinirli. İyiki benim güldüğümü görmedi. Çok maçolaşmadığı sürece seviyorum beni kıskanmasını. Vee ee şeeyy.. Bugün beni kıskanmasından baya eğlence payı çıkardım kendime (her zaman ki gibi)